29/1/2006

Alevilik Bektaşilik Nedir?

Alevilik Bektaşilik Nedir?

Sözlük anlamına göre Alevi, Hz. Ali’ye bağlı ve ondan yana olan kimse demektir. Alevilik ise genel olarak Hz. Ali’yi sevmek ve onun soyunun yani Ehli Beyt’in yolundan gitmek olarak tanımlanabilir.

Ancak bugün için dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan farklı Alevi grupların herbiri için Alevi ve Alevilik sözcüklerinin ifade ettiği anlamlar da farklı olmaktadır. Biz konuya Anadolu Alevileri açısından yaklaşmakla birlikte genel bir tarihsel perspektif de sunacağız.

Ülkemizde bugün yaygın şekilde Alevi olarak adlandırılan kitleler için kaynaklarda birçok ismin kullanıldığını söyleyebiliriz. Anadolu’daki Alevi kitleleri nitelemek üzere kaynaklarda, kızılbaş, rafızi, ışık, mülhid ve torlak gibi adların kullanıldığını görmekteyiz. Bunlardan en çok kullanılanı Kızılbaş adı olmuştur. Anadolu Alevileri kendileri için çok anlamlı Kızılbaş adını, Osmanlı yönetiminin ahlakdışı anlamlar yükleyerek, sünni kitlelere aşılayarak bir psikolojik savaş aracı olarak kullanması sonucunda bırakmak zorunda kalmışlardır.

Bugün Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan Tahtacı, Çepni, Amucalı, Bedrettinli, Sıraç gibi değişik gruplar genelde Alevi olarak adlandırılırlar. Anadolu Aleviliği, tarihsel ve sosyal koşulların doğal bir sonucu olarak, kitabi olmaktan çok sözlü geleneğe dayalı eski inançların islami şekiller altında yaşamaya devam ettiği bir halk islamıdır.

Genel olarak ifade etmek gerekirse Bektaşi sözcüğü de yukarıda değindiğimiz kitleler için kullanılmıştır. Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’ye dayanılarak kurulmuştur. Alevilik ve Bektaşiliği birbirinden bağımsız olarak ele almak bugün gelinen noktada tarihsel ve sosyolojik açıdan mümkün görünmemektedir. Her iki terim de zaman zaman birbirinin yerine kullanılabilmektedir. Prof. Melikoff’un da belirttiği gibi “Alevilik, Bektaşilik’ten ayrılamaz. Çünkü her iki deyim de aynı olguya, Türk halk İslamlığı olgusuna bağlıdır.”Alevilik ve bektaşilik, inanç ve ahlak esasları ve edebiyatları bakımından temel olmayan farklılıklar dışında ortaktırlar. En temel farklılık, Bektaşi kitlelerin daha çok şehirde yaşamalarına karşın, Alevilerin göçebe/yarıgöçebe çevrelerde yaşamaları şeklinde ortaya çıkmış sosyal bir farklılıktır. Ancak tarihsel olarak doğru olan bu sosyal farklılık günümüzde anlamını yitirmeye başlamış, “Alevi” adı daha yaygın olarak kullanılır olmuştur. Bugün genel olarak Alevi olarak adlandırılan kitleler üç dinsel gruba bağlıdırlar:

  • Ocakzade Dedeler
  • Çelebiler
  • Dedebabalar

Bu üç grupdan Anadolu’da en fazla etkinliğe ve nüfuza sahip olan Ocakzade Dedeler’dir. Daha sonra Çelebiler gelir. Dedebabaların ise Anadolu’da nüfuzları zayıftır, Balkanlar’da daha etkindirler.

Türkiye’de yaşayan Alevilerin sayısı konusunda çeşitli veriler ileri sürülmektedir. Türkiye’de etnik ve mezhep konularında varolan tabular nedeniyle, yapılan resmi sayımlarda bu konu bilinçli olarak ihmal edilmekte ve dolayısıyla Alevilerin sayısı konusunu herkes işine geldiği şekilde yazmaktadır. Tarafsız araştırmacılara göre Türkiye’de en az 15 milyon Alevi bulunmaktadır. Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki illerde sayıca az olmakla birlikte Türkiye’nin her yerinde Aleviler bulunmaktadırlar. Alevilerin sahip oldukları bu potansiyel onları zaman zaman Türkiye siyasetinin de merkezine yerleştirmektedir.

 

 

 

  Yavuz Bingöl - Gönül Çalamazsin

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


* * * * * * * * * * *

Yazan: sairali | Konu: ALİ SEVGİSİ | Tarih: 2008-06-24 22:09:41
ALİ SEVGİSİ ÜZERİNİZDEN EKSİK OLMASIN SEVGİ İLE KALIN İYİ AKŞAMLAR DOST

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: mezhepsiz | Konu: ÖĞRENİN | Tarih: 2007-12-17 00:36:02
size bir kitap tavsiye ediyorum... hatta bunu internetten indirebilirsiniz...

http://www.kurandakidin.com/uydurulandinkurandakidin.pdf

burada mezhep yalanları , insanların nasıl kullanıldığı ve yine insanın insanı nasıl ilahlaştırdığı anlatılıyor...

Allah birdir ve onunla kul arasında başka kimse yoktur... ne bir imam, ne halefi nede sahabe...

rehber için Kur-an yeter... göreceksiniz

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: gorseldil | Konu: Merhaba, | Tarih: 2007-11-03 21:13:03
33.BLOGLAR ARASI ŞİİR ETKİNLİĞİNE DAVETLİSİNİZ
Seçilen Tema: UMUT

Ayrıntılı içerik için lütfen tıklayın: http://nursen.gorsen.googlepages.com/

Yüreğinizde umutların çoğalması dileğiyle
Her dem UMUT la,
sevgi saygı ve dostlukla.

Nurşen GÖRŞEN
http://gorseldil.blogcu.com

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: KUTSAV | Konu: TANIŞMA VE DAVET | Tarih: 2007-08-18 19:16:40
SELAM BEN ADANADAN KUTSAV BİZ ALEVİ LER OLARAK GÜSEL BIR ORGANİZMA YAPTIK SİZLERİDE ARMIDA GÖREMEK İSTERİZ TÜRKİYENIN EN BUYUK ALEVİ SESLİ SOHBET SİTESİNİ KURDUK
ADRES
www.alevisesli.com
benım msn adresim
yilmaz_guney_001@hotmail.com
eklersenız msn de ben size tekrar adresi veririm

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: BUKET | Konu: selam | Tarih: 2007-06-02 16:17:49
selam öylesine blogcu sitelerini geziyorum birden bu site cikti cok güzel olmus aleviligi cok güzel anlatmisiniz cok tesekür ederim

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: Ali Yaman | Konu: Kaynak belirtmeden yazimi kullanma konusu | Tarih: 2007-01-14 13:18:57
Merhaba,
Alevilik Bektaşilik Nedir? baslikli yazi bana ait. Ancak ne hikmetse hibir kaynak gosterilmiyor. Bu yaziyi ya kaldirin ya da yazarinin ismi ile verin.

Selamlar

Yrd. Doc. Dr. Ali YAMAN

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: isimsiz | Konu: KURBAN OLDUĞUM! | Tarih: 2006-12-29 01:40:40
KURBAN OLDUĞUM !

“Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur...” M. Kemal Atatürk
Alevi toplumunun ramazan ayında oruç tutmadığı halde büyük bir şevkle Ramazan Bayramı kutlamaları yapmasının tamamen devletin resmi din anlayışının Müslümanlık ve Sünni olmasından, öğretisinin de bu yönde olmasından kaynaklandığını belirtmiştim. Kaldı ki, Alevi kültüründe Ramazan Bayramı yoktur. Alevilerin bu kutlamalara katılmasının başlıca sebebi eskiden kalma korku ve kendini çoğunluğa uyuyor görünmesi içindir. Bugünde “Kurban Bayramı” ile ilgili fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim.
Yazımın başında ulu önder Atatürk’ün sözüyle başlamam aklın ve ilmin gelişmesi dünyada asla değişmeyecek hükümlerin olmadığını anlatmak adına önemli bir tespittir.
Eski çağlarda insanlar tabiat olaylarını, tanrının kızgınlığına başlaması örneğin; Yıldırım, yağmur, aşırı sıcaklık, kuraklık... vs gibi. Toplu yaşayan insanların yaşamını zorlaştıran yada kendi isteklerinin Tanrı tarafından kabul edilmesi için adadığı kurbanın kanını akıtarak, ona yaklaşmak, sevgisini kazanmak için eski çağlarda değişik toplumlarda var olan ibadet biçimidir.
Günümüze gelindiğinde bu ibadet şekli çağdaş uygarlığa ters düşen bir gelenektir. Toplumumuzun her kesiminde olan Mollalarımız İslam şeriatını sevimli göstermek adına kurban kesimine karşı değillerdir. Aynı şekilde bu dinden etkiler, 16. yüzyılda İran Şahı İsmail-i Hatayi, Hz Ali ve Dedelik kurumunun Aleviliğin içine girmesiyle günümüze kadar Alevilerde kurban keserek kurban bayramını kutlamışlardır.
Mollalar kurbanın ibadet amaçlı olmadığını, her yerde rahatlıkla anlatırlar. Hayvanları boğazlayarak kanını akıtarak ibadetin uygar toplumlar tarafından benimsenmeyen ilkel geleneği anladıkları içindir ki, “ibadet”in adı “sosyal yardım türü” olarak anlatırlar. Bu anlatım tamamen gerçek dışı olup şeriatı tamamen “insani” gösterme gayretinden kaynaklanmaktadır.
Kur’an a baktığımızda “Kurban’ın Tanrıyı yüceltmeye yönelik ayetlerle dolu olduğunu görürüz. Kaldı ki yine Kur’anda Kurban kesmenin sosyal yardım türü olan fakir, fukarayı doyurmak adına gerekli görüldüğüne dair bir söz yoktur.
Kurban aslında TEVRAT’tan alınmıştır. İsterseniz bu hikayeyi bilmeyenler için tekrar anımsayalım :
Adem’in “Habil” ve “Kabil” isimli iki oğlu vardır. Habil çobanlık, Kabil ise çiftçilik yaparmış. Bir gün Habil sürüsünden koyunun birini kesip tanrıya kurban sunar. Çiftçi Kabil ise tanrıya kendi ürünü buğday sunar. Tanrı Habil’in sunmuş olduğu koyunu kurban olarak kabul eder, ama Kabil’in kurban olarak sunduğu buğdayı kabul etmez. Bunun üzerine kıskançlığa kapılan Kabil kardeşi Habil’i bir vuruşla öldürür. (Tevrat, Tekvin. Bap 4, 1-9)
Tevrat’taki Habil, Kabil hikayesinin Kur’andaki yorumu da hemen hemen aynıdır. Bu hikayede dikkat çeken nokta Tanrıyı hoşnut kılan “buğday” olmayıp, kan akıtılarak kesilen “koyun” dur. Bilemiyorum belki de tanrı kendi adına kan akıtılmasından hoşlanmış olabilir. Yoksa KURBAN’ın amacı yoksula yardım olsaydı bunu açıkça bildiri ve de Kabil’in kurban olarak sunduğu buğdayı kabul ederdi. Daha sonraları din adına cihata çıkılması, kafirlere karşı savaşılması, kılıçla vuruşma (kan akıtılması) “Kutsal” bir şey olarak görülmüştür.
Hz. Ali “İnsanlar iki bölümdür; bir bölümü ŞERİAT’a uyar; öbür bölümü bid’ata (sapkınlığa) sapar” “Savaş İslam’ın en yüce temelidir”, “Namaz kılmak, dinin esasıdır, oruç tutmak, azaptan kurtarır”, “Kabeyi ziyaret (Hac) etmek, yoksulluktan kurtarır”, günahları yur, yıkar” diyen Hz Ali İslam devletine karşı çıkanları cengaverce öldürmüş ve kılıçtan geçirmiştir. Dinden çıkanlar içinde “Allah’a yemin olsun ki, savaşta onların kanlarıyla havuz dolduracağım” demiştir. Burada da gördüğümüz odur ki bir canlının her ne sebeple olursa olsun KANININ akıtılması ve de akan kanla havuz doldurulması günümüz çağdaş uygarlığı ile ne kadar bağdaşır sizin takdirinize bırakıyorum.
Kurban geleneği “kan akıtılarak ibadet” örneğine İbrahim peygamber ile oğlu İshak’ın hikayesi Tevrat’tan aktarma olarak Kur’anda yer alan başka bir hikayedir. Bunu da Habil ve Kabil hikayesi gibi kısaca anımsayalım.
İbrahim peygamber’in ibadet yoluyla tanrıya bağlılığını ispatlamak gayesiyle öz oğlu İshak’ı KURBAN etmek istemesiyle alakalıdır.
Sözde Tanrı kendi peygamberinin imanını denemek için oğlunu kurban etmesini istemiş, bakmış ki İbrahim peygamberin şakası yok oğlunu boğazlayacak, hemen bir koyun göndererek oğlu yerine koyunu kesmesini istemiş İbrahim de Tanrıya ibadetinde boğazlayacağı oğlu yerine koyunu boğazlamış ve kan akıtmıştır. Burada görüyoruz ki Tanrıya oğlunu kurban etmek isteyen kişinin “sosyal bir yardım” amacı düşünülemez. Burada tanrıya bağlılık kan akıtmayla kanıtlanacaktır. Tevrat’taki bu anlatım ufak iki değişiklikle Kur’anda aynen yer almaktadır. Kurban İshak, İsmail olmuştur. Ayrıntılı bilgi (Tevrat, Tekvin, Bap22 : 1-3), (Tevrat, Tekvin, Bap 22 : 4-12 ) ayrıca Kur’an (Saffet Suresi ayet 99, 102, 103, 197)
Burada aklımızı açtığımızda; İbrahim Peygamber Tanrıya ibadetini göstermek adına oğlunu boğazlamaya hazır olduğunu göstermiştir ve de (iman sahibi) olduğunu kanıtlamıştır. Buna rağmen neden bir koyunun boğazlanarak kanının akıtılmasına gerek duyulmuştur.? Burada “sosyal amaç” yada fakirlerin karnı doysun diye koyun verilmemiştir. Kaldı ki, kan akıtılmasını istenmiyorsa insanın kanıyla diğer canlı koyunun kanı akıtılması nedendir ?
Alevi inancında insan kulluğu üzerinden atarak “KADERE” itiraz etme ve İNSANA UYMAYAN YAKLAŞIMLARA, itirazlar, kınamalar Alevi deyişlerinde karşılaştığımız öğelerdir. “Kader” inancına rağmen, insanı yaptıklarından sorumlu tutan, cehennemle tehdit eden İslamcı anlayışa Yunus Emre Munacaat’ta tanrıya şöyle seslenir:
“Kıldan ince köprü yaparda dersinki ey kullarım gelin geçin. Oysa kıl gibi köprüden insan geçemez. Uçması yada düşmesi gerekir. Sonra köprü başkalarının kötülükleri için değil, iyiliği için yapılır. Senin köprün iyi bir köprü olması gerek... senin yarattığın insanın sence suçlu olması nedendir.? Benim yaptığım işler içinde utanılacak varsa, beni onları yapacak nitelikte yaratan gene sen değil misin?”
Kurban Olduklarım; (Bizim köylerde bu söz, karşısındaki insanı ne kadar çok sevdiğini vurgulamak anlamında söylenir) Yazımın başındaki Atatürk’ün söylemini tekrar anımsattıktan sonra; aradan 1400 yıl geçmesine rağmen bu süreçte nice gelişmeler görülmesine rağmen İslam ülkelerinde İbrahim’in oğluna gördüğü revayı; Türkiye’de de bir baba MIZRAP adındaki oğluna görmüş daha önceden kurban etmeye karar verdiği oğlunu ekmek bıçağı ile boğazlayarak kesmiştir. Oğlunu Tanrıya kurban ettiğini söyleyen baba cinayetten hüküm giymiş ancak cinayetin “dinsel inanış”a etkisiyle işlendiğini söyleyen Yargıtay “hafifletici sebep” olarak kabul etmiş ve cezada indirime gitmiştir.
Yukarıda anlattıklarım şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır. “Kurban kesimi” esas itibariyle yoksula yardım amacına dayalı bir gelenek değildir; bu gelenek özünde Tanrı adına yapılacak fedakarlıkları ortaya koymak, göstermek adına tanrı adına kan akıtmak, böylece Tanrıyı hoşnut ederek, günahlardan arınmak, kurtulmak gibi amaca dayalıdır. Kur’anda yeri ve anlamı da budur
Alevi toplumunun “KURBAN” inanışı yoktur. Alevilik inanışı, düşüncelerini yaymak adına tek bir insan öldürmemiş ve tek damla kan akıtmamıştır. Aleviler için her şey dünyadadır. Öbür tarafla, Mekkeyle ilgileri yoktur. Dünyada yaşanan her şeyin mantıklı, bilimsel, açıklanabilir yada basit yanıtlarla karşılığı vardır. Bu yüzden başta Müslümanlık ve diğer tüm dinler Asimile etmek için Aleviliği seçmiştir.
Alevi; Tanrıya ibadeti “kan akıtarak” yapmaz. Hele ki ibadet yada deneme adı altında oğlunu yada kızını boğazlamak adına bıçak altına yatırmaz. Bu dünya, tüm canlıların yaşama hakkıyla beraber bizimdir.
“Kan akıtmadan” kardeşçe, dostça, hür, bağımsız, kıblemizin insan ve sevgi olması dileği ile nice yıllara...



30 ARALIK 2005 Attila UÇAR

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: q | Konu: q | Tarih: 2006-09-10 09:25:05
Atatürk' ün Alevi Kökenleri ve Dini İnançları ;

Tarihçi Cemal Şener: Atatürk dindar değil, laik, demokrattı. Bunun sebebi Alevi-Bektaşi meşrepli ve Türkmen kökenli olmasıdır. İslam coğrafyasında laik cumhuriyet varsa bu da Mustafa Kemal'in bu meşrepten olması nedeniyledir. Dindar değildi, laik insanlarınki kadar tanrı inancı vardı. Yaşam biçimi Sünnilerinkinden çok Alevi-Bektaşilere yakındı.

Tarihçi Yavuz Bahadıroğlu: Elimde 1930'lu yılların 'Lise 2 Medeni Bilgiler' kitabı var. Bu kitapta, milleti millet yapan unsurlar arasında din yoktur. Tarih kitabında, Hazreti Muhammed Arap peygamberi olarak gösterilir. Kuran, peygamberin fikirleri olarak ifade edilir. 'Muhammed'in karıları' denilir. Bu kitaplarda dine hakaret yok ama dindarlık da yok. Atatürk dindar değildi ama dünya işlerine müdahil olmasını istemediği bir tanrı inancı var.

Atatürk'ün alevi kökenli oldugunu bilmiyordum bunu duymak ailecek bizi cok sevindirir, alevi kökenli degil sünni kökenli olmamiza ragmen alevi kültürüne ve hümanizmine, arap kültür emparyalizmine direnerek Türk kültürüne ve diline sahip cikmalarina,Yunus Emre'ye, eski türkler gibi kadına hayvan gözüyle bakmayan eve kapatmayan değerlerine ailecek bayılıyoruz....Gaykedi

http://gaykedi.blogspot.com/


Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: AleviGenc | Konu: "Lailahe İllallah,Muhammedin Resululah,Aliyyen Veliyyullah" | Tarih: 2006-08-26 04:31:52
Sélamun Aléyküm
Alevilik İslamiyetin Özü'dür...Hizmetlerin Hak makamında kabul ola can!
Benim sitelerimede beklerim :
www.islamiyetinozu.com.tr.tc
www.blogcu.com/islamiyetinozu
http://gercekislam-alevilik.azbuz.com
http://alevi-birligi.spaces.msn.com/

Msn adresim: alevi-genc@msn.com

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: isimsiz | Konu: merhabalar | Tarih: 2006-05-04 12:17:07
alevilik bektaşilik konusuna gittikçe ağilim artıyor.bir yandan dinsizleşmiş İslamsız bir alevilik bir yandan şamanist kültüre dayana bir anlayış bir yandan da kendi kaynaklarına dayana İslami bir Alevilikanlayışı...biz kendimizi www.blogcu.com/bektasidergahi adresinde ifade ediyoruz.Görüş ve önerilerinizi bekleriz

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: hamitakcay | Konu: Manipülasyona Dikkat | Tarih: 2006-01-29 13:27:22
Aleviliğin sizin de belirttiğiniz gibi bir kitabi geleneğinin olmayaşı sözel bir kültür olması onların manipülasyonuna zemin hazırlamaktadır.Aslında yine kitabi bir geleneğin olmaması yanlızca bir çeşit alevilikten bahsetmemizi de güçleştirmektedir.Belki Doğru soru hangi Alevilik olmalıdır.Dedelerin bilgi birikim ve muhayyilelerine dayalı yüzlerce değişik form alevilik tespiti mümkündür.Ancak işin en acı yanı geçmişten beri Aleviliğin ait olduğu mecradan(din) uzaklaştırılmaya çalışılması olmaktadır.Örneğin Mraksizim ve Alevilik anolojileri trajikomik ama gerçektir.Kendini Ladini bir felsefen referanslayan Marksizim ile her ne şekilde olursa olsun sonuç itibari ile dini bir menşei olan Alevilik nasıl örtüşebilir ki.?
Aslında konuşulması gereken pek çok nokta var:umarım bu kısa girişten sonra konuşma imkanı doğar

Bağlantı:: ::

Blogcu.com bir Beril Teknoloji hizmetidir